ETKİN PİŞMANLIK İNDİRİMİNİN AZ OLMASI NEDENİ İLE BOZMA

16. Ceza Dairesi         2019/11438 E.  ,  2021/1088 K.

“İçtihat Metni”

Mahkemesi :Ceza Dairesi
İlk Derece Mahkemesi : Kütahya 3 Ağır Ceza Mahkemesinin 12.01.2018 tarih ve 2017/85- 2018/11 sayılı kararı
Suç : Silahlı terör örgütüne üye olma
Hüküm : TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK’nın 53, 58/7-9, 63. maddeleri uyarınca verilen mahkumiyet kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddi

Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle;
Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebebine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;
Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Sanık müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.04.2008 tarih ve 9-18-78 sayılı kararında açıklandığı üzere; etkin pişmanlık hükümlerinin amacı, bir yandan terör ve örgütlü suçlarla mücadale bakımından stratejik önemi nedeniyle en etkili bilgi edinme ve mücadele araçlarından olan örgütün kendi mensuplarını kullanmak, diğer taraftan da suç işlemeyi önlemek, mensup olduğu yasa dışı örgütün amaçladığı suçun işlenmesine engel olanları ve işlediği suçtan pişmanlık duyanları cezalandırmayarak ya da cezalarında belli oranlarda indirim yaparak yeniden topluma kazandırmaktır.
TCK’nın 221/4. fıkrasının 2. cümlesinden yararlanabilmek için; failin yakalandıktan sonra bilgisi ölçüsünde örgüt içerisindeki konumuyla uyumlu şekilde kendisinin ve diğer örgüt üyelerinin eylemleri, örgütün yapısı ve faaliyetleriyle ilgili yeterli ve samimi bilgi vererek suçtan pişmanlığını söz ve davranışlarıyla göstermesi gerekmektedir. Bu bilgi maddenin üçüncü fıkrasında aranan, örgütü çökertecek nitelikteki bilgi değildir. Verilen bilginin önemi cezanın belirlenmesinde dikkate alınmalıdır (Dairemizin 12.05.2015 tarih, 2015/1426 E. 2015/1292 K. 26.10.2015 tarih, 2015/1565-3464 K.).
TCK’nın 221/4. fıkrasının 2. cümlesi kapsamında etkin pişmanlıkta bulunduğunun kabulü halinde bu suçtan dolayı verilecek cezada 1/3’ten 3/4’e kadar bir indirim yapılacağı öngörülmektedir. Buna göre belirlenen cezadan en az 1/3, en fazla 3/4 oranında bir indirim yapılacaktır. Bu iki sınır arasında yapılacak indirim, verilen bilginin niteliği, örgütün yapısı ve faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlarla ya da diğer örgüt mensuplarının tespiti ile ilgili olmak üzere elverişlilik derecesi, ceza soruşturması ya da kovuşturmasının hangi aşamasında etkin pişmanlık bulunulduğu gibi kıstaslar nazara alınarak mahkeme tarafından takdir ve tayin edilecektir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, safahatta etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istediğini ve pişmanlığını ifade ederek birtakım örgüt mensupları ve örgütsel faaliyetler hakkında bilgi veren sanık hakkında, gerekirse savunmasının teyidi bakımından örgüt liderinin talimatı üzerine iltisaklı Bank Asya’da bankacılık faaliyetleri yapıp yapmadığının yeniden alınacak ayrıntılı raporla tespit edilmek, verdiği örgüt mensuplarına ait isimler yönünden teşhis işlemi yaptırılmak sureti ile 5237 sayılı TCK’nın 221/4 maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının karar yerinde tartışmasız bırakılması,
2- Kabul ve uygulamaya göre de;
a- Kararın gerekçesinde temel cezanın asgari hadden mi yoksa teşdiden mi uygulandığı hususunda çelişkiye düşülerek 5271 sayılı CMK’nın 232/6. maddesine aykırı davranılması,
b-Takdiri indirim nedeni olarak; failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failinin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususların göz önünde bulundurulması gerektiği gözetilmeden geçmişte hakkında herhangi bir suç kaydı ve sabıkası bulunmayan, son sözünde nedamette bulunan, dosyaya yansıyan olumsuz bir davranışı tespit edilemeyen sanık hakkında yerinde olmayan gerekçe ile TCK’nın 62. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,
c-Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararı ile TCK’nın 53/1. maddesindeki bazı düzenlemelerin iptal edilmiş olması nedeniyle bu karar doğrultusunda hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi,
Kanuna aykırı olup, sanık ve müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün CMK’nın 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanunun 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanunun 304. maddesi uyarınca dosyanın Kütahya 3 Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.02.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İZMİR BAM BANK ASYA BERAAT

T.C.
İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

  1. Ceza Dairesi

TÜRK MİLLETİ ADINA
İSTİNAF KARARI

Esas No : 2019/2359
Karar No : 2021/1167

BAŞKAN : Bekir ŞAHİNER 39923
ÜYE : Tayfun ÖZANT 37937
ÜYE : Volkan SADIÇ 104854
CUMHURİYET SAVCISI : Turan GÜZELOĞLU 36834
KATİP : Gökhan DULGUN 126113

MAHKEMESİ : Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 08/10/2019
TEBLİĞ TARİHİ : Yüze karşı
NUMARASI : 2019/73 (E) ve 2019/435 (K)
SANIK :
MÜDAFİ : Av.Orçun AKBULUT
SUÇ : Silahlı Terör Örgütüne Yardım Etme
SUÇ TARİHİ : 24/02/2014
HÜKÜM : Beraat
İSTİNAF BAŞVURUSUNDA
BULUNAN : Cumhuriyet savcısı Ertürk Yıldız, 09/10/2019
KARAR TARİHİ : 16/06/2021

Yerel mahkemece verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmakla istinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçilmiştir.
İncelenen ve yukarıda numarası belirtilen yerel mahkeme kararına esas teşkil eden dosyadaki duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede 23/02/2021 tarihli karar ile davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına karar verilmiştir.
Sanık hakkında yukarıda belirtilen kararla Silahlı Terör Örgütüne Yardım Etme suçundan CMK-223/2-e maddesi uyarınca beraat karar verildiği görülmüştür.
Sanık Dairemizde Yapmış Olduğu Savunmasında: “Ben önceki ifadelerimi aynen tekrar ederim, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istemiyorum bildiğim bir şey yoktur. Ben Memur Sene bağlı sağlık senin üyesiydim eşimde bu sendikanın üyesiydi bu sendikanın temsilcileri ile ilgili tutanak imzalanmasından dolayı sorunlar yaşadık idare mahkemesinde davalık konular ortaya çıktı bu nedenle ben sağlık sen den istifa ettim diğer sendika olan ufuk sağlık sen isimli sendikaya 2015 yılı içerisinde üye oldum 18 Temmuz 2016 tarihinde de bu sendikadan istifa ettim, bu sendika örgüt ile irtibatlı ve iltisaklı olduğunu üye olurken bilmiyordum. Darbeden sonra medyada sendikanın ilgili yerlerine baskın yapıldığını ve yöneticileri ile ilgili işlemler olduğunu görünce sendikadan istifa ettim. Ben 2011 yılında Elazığ da çalışırken Bank Asya isimli finans kuruluşunda hesap açmıştım, ben Bank Asya da ayrı yeni bir hesap açmadım ev alabilmek için yapmış olduğum birikimleri katılım payı alabilmek için tekrar katılım hesabı açılması gerektiğinden katılım hesabı açılmış” şeklinde beyanda bulunmuştur.
Sanık Müdafi Av. Orçun Akbulut’un Dairemizde Yapmış Olduğu Esas Hakkındaki Savunmasında: “Mütalaaya katılıyoruz Dava yardım suçuna ilişkin açılmış olup 21/01/2014 tarihinde her ne kadar müvekkil tarafından katılım hesabı açıldığı görülmekte ise de bunun ev almış olabilmek için birikim yapmak amacı ile yapılan bir işlem olduğu banka hareketlerinden görülmektedir . Örgüt liderinin ikinci talimatı verdiği belirtilen tarih öncesinde müvekkil Bank Asya da ki bütün hesabını ev alabilmek amacı ile yaptığı birikimlerini bankadan çekerek kullanmıştır ev almıştır bu durumda müvekkilin örgüt tarafından verilen ikinci talimata uygun olarak hareket etmediğini göstermektedir ilk para yatırılan tarih ile ikinci tarih talimata uymadığından müvekkilim lehine örgütün talimatı ile hareket ettiğine dair bir şüphe oluşmuştur bu şüpheninde lehe olarak yorumlanması gerekmektedir. Müvekkil hakkında ileri sürülen diğer bir husus ise Ufuk Sağlık sen isimli sendikaya üye olmasıdır müvekkil tamamen mesleki gerekliliğinden dolayı örgüt ile iltisakını bilemeden bu sendikaya üye olmuş sonrasında da sendikanın iltisaklı sendika olabileceğini öğrenince hemen istifa etmiştir . Sendikaya üye olmak yargıtay kararlarında örgüt üyeliği veya yardım suçuna ilişkin bir eylem olarak değerlendirilmemektedir tüm bu husular ile birlikte ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu beraat hükmü yerinde olduğundan Cumhuriyet Savcısının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesini talep ederim” şeklinde beyanda bulunmuştur.
İddia Makamı Esas Hakkındaki Mütalaasında:
“Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesinin kararı ile Sanık hakkında Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmamakla birlikte Örgüte Yardım Etme suçundan yapılan yargılama sonucunda beraat kararı verildiği bu kararın o yer Cumhuriyet Savcısı tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyanın daire önüne geldiği.;
Mahkeme ile savcılık arasındaki uyuşmazlığın delillerin takdirine ilişkin olduğu aynı deliller ile ilk derece mahkemesinin beraat hükmü vermesine karşın iddia makamının aynı delilleri yorumlaması ile eylemin oluştuğunu iddia etmesi karşısında bu delillerin irdelenmesi gerekecektir.
İlk ve en önemli delil sanığın örgüt elebaşının çağrısından sonra Bankasya hesabında artış olması ve bu artışın terör örgütü elebaşının çağrısı üzerine yapılmış olma ihtimalidir.Sanığın Bankasya hesabının 2011 yılına ait olduğu ve 2015 ocağından sonra artış olduğu açıktır.Bu artışların hiçbirisinin sanık tarafından yapılmadığıda açıktır.Yani artışların tamamı sanığın eşi tarafından sanığın bu bankadaki hesabına para gönderilerek yapılan artışlardır.Bu anlamda hesabın aslında asıl kullanıcısının sanık olmayıp sanığın da ifade ettiği üzere ev almak için para biriktirme gayreti olan sanığın eşi olduğunu tespit etmek gerekecektir.Karı koca ev almak istedikleri ve bu hesaba sanığın eşinin sürekli para göndermesi ile ev alacakları zamanda çekmiş olmaları karşısında sanığın hesabının kendi iradesi ile artmadığı dışardan sanığın eşinin bu hesabı artırdığı ve ev alacakları zamanda bu parayı çekmeyi sağladığı değerlendirildiğinde tek başına sanığın iradesine bağlı olmayan bir hesap için tek başına sanığın sorumlu tutulmasını beklemek ceza adalet sistemi ile örtüşmemektedir.
Öte yandan sanğın ikinci çağrıdan önce parayı çektiği ve biriken bu para ile ev aldıkları ev kredisinide başka bankadan almış oldukları ile buna ilişkin dosya arasındaki tapu vs belgelerin sanığın savunmasını doğruladığı da aşikardır.Sanığa talimat ile para yatırdığının kamu otoritesi tarafından iddia edilmesi durumuda neden talimattan önce para çektiğinin de kamu otoritesi tarafından ortaya konulması zorunluluktur.İlk derece mahkemesi de beraat hükmünü buna dayandırmış olup bizce yerindedir.
Bu delilin ortadan kalktığı durumda yan delil olan sendika üyeliği delilini irdelediğimizde,sanığın sendikal hiç bir faaliyeti,hiç bir eyleminin olmadığı buna ilişkin bir verinin dosyaya yansımadığı gerçektir.Salt bir kuruma üyeliğin terör örgütü ile ilişkilendirilmesi olanaklı olmayıp o tüzelkişiliğin örgütsel faaliyetlerinde sanığın konumunun analiz edilmesi gerekecektir ki böyle bir durumun da dosyaya yansıtılmadığı açıktır.
Bu tespitler doğrultusunda
İlk Derece Mahkemesinin sanık hakkında vermiş olduğu beraat kararında usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirilmenin yerinde olduğu anlaşılmakla,
CMK’nun 280/2. maddesi gereğince Cumhuriyet Savcısının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesini” kamu adına talep ve mütalaa etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 gün ve 2017/956-370 sayılı ilamı, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24.04.2017 gün ve 2015/3-2017/3 sayılı kararı ve benzer nitelikteki kararlarında ayrıntılı biçimde açıklandığı üzere;
Genel Olarak Suç Örgütü:
Örgütlü suçluluk daha ziyade kriminolojik bir kavram olup, maddi ceza hukuku bakımından “örgüt mensubu suçlu” deyiminden; suç işlemek için örgüt kurmak, yönetmek, bu örgüte üye olmak veya örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlemek anlaşılmaktadır (TCK. md. 6/1-j). Yapılanma biçimi ne olursa olsun kanunlarda suç olarak tanımlanan fiillerin işlenmesi amacıyla oluşturulmuş yapılanmalara suç örgütü denmektedir.
TCK’nın 220. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen “suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma suçu”, örgüt kuran ya da yönetenlere göre daha hafif cezalandırılmıştır.
Tipik eylem unsuru; Örgüte üye olanlar, örgütte kurucu ya da yönetici konumunda olmayan, örgütün amacına yönelik nedensel hareketi olan, örgüt disiplinine bağlı, örgüt hiyerarşisi içinde yer alan kişilerdir (Çetin Özek, “Organize Suç”, Prof. Dr. Nurullah Kunter’e Armağan, İstanbul, 1998, s.241).
Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi, örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de, örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.
Örgüt üyesinin bu suçtan cezalandırılması için örgüt faaliyeti kapsamında ve amacı doğrultusunda bir suç işlemesi gerekmez ise de, örgütün varlığına veya güçlendirilmesine nedensel bir bağ taşıyan maddi ya da manevi somut bir katkısının bulunması gerekir. Örgüt üyelerinin birbirlerini tanımaları şart olmadığı gibi, örgüt kurucularını, yöneticilerini de tanımaları şart değildir. Ancak kişinin bir örgüte katıldığını ve kendisiyle birlikte başka kişilerin de var olduğunu bilmesi gerekir.
Genel olarak Terör Tanımı:
Ceza Hukukumuzda terörün tanımı ve hangi suçların terör suçu sayılacağı 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 1. maddesinde gösterilmiş olup, bu tanıma göre bir eylemin terör eylemi sayılabilmesi için, eylemin cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden birini içermesi gerekmektedir. Eylemle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzenini değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amaçlanmalıdır. Eylemi gerçekleştiren kişi veya kişilerin bir örgüte mensup olmaları gereklidir.
TCK’nin 314. Maddesinde Düzenlenen Terör Örgütüne Üye Olma Suçu:
Maddede geçen temel kavram örgüttür. Dikkat edilmelidir ki, genel olarak suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek veya bu örgüte üye olmak TCK’nın 220. maddesinde yaptırım altına alınmış olmasına rağmen bu maddede, işlenmesi amaçlanan suçlar bakımından bir sınırlama getirilmiştir. Keza, her iki suç arasında örgütün niteliği bakımından da farklılık bulunmaktadır. Bu madde kapsamına giren örgütün silahlı olması gerekmektedir.
Bir oluşumun, bir yapılanmanın silahlı terör örgütü sayılabilmesi için, TCK’nin 220. maddesinde düzenlenen suç işlemek için örgüt kurma suçunda örgütün varlığı için gerekli koşulların yanında, TCK’nin ikinci kitap, dördüncü kısım, dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları “amaç suç” olarak işlemek üzere kurulmuş ve amaca matuf bir eylem gerçekleştirmeye yeterli derecede silahlı olması ya da bu silahları kullanabilme imkanına sahip bulunması gerekir. Bu maddedeki suçu, TCK’nin 220. maddesinde düzenlenen suçtan ayıran en önemli ölçüt budur.
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü:
Kendisini kısaca “Hizmet hareketi” olarak tanımlayan FETÖ/PDY; paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı haline getiren, siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma düşüncesine sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden, bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyen, güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı ilke edinen, gizlilikten görünmez bir duvar inşa edip bu duvarın arkasına saklanan, böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da bu düşman üzerinden mensuplarını motive eden, “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan, bu kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden, böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp, ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan kendine özgü bir terör örgütüdür.
FETÖ/PDY küresel güçlerin stratejik hedeflerini gerçekleştirmek üzerine kurulan bir maşa olarak, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türkiye Devletini ve varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini yıkmak ve daha sonra ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş bir terör örgütüdür. Bu örgüt, kuruluşundan 15 Temmuz 2016 sürecine kadar, örgüt lideri Fethullah Gülen tarafından belirlenen ideolojisi doğrultusunda amaçlarını gerçekleştirmek üzere eylem ve fikir birliği içinde hareket etmiştir.
Örgütün kurucusu, yöneticileri ve üyeleri arasında sıkı bir hiyerarşik bağın mevcut olduğu, gizliliğe riayet ettiği, görünür yüzüyle gerçek yüzü arasındaki farkı gizlediği, amaca ulaşabilmek için yeterli eleman, araç ve gerece sahip olduğu, amacının Anayasada öngörülen meşru yöntemlerle iktidara gelmek olmayıp örgütün yarattığı kaos ortamı sonucu ayrıca devletin yanında oluşturduğu Paralel Devlet Yapılanmasıyla demokratik olmayan yöntemlerle cebir şiddet kullanmak suretiyle parlamento, hükumet ve diğer Anayasal kurumları fesih edip iktidara gelmek olduğu, bu amacı gerçekleştirmek için polis ve jandarma teşkilatı, MİT ve Genel Kurmay Başkanlığı gibi kuvvet kullanma yetkisine haiz kurumlardaki üyeleri vasıtasıyla meşru organlara ve halka karşı silah kullanmak suretiyle amaç suça elverişli öldürme, yaralama gibi çok sayıda vahim eylem gerçekleştirdiğinin, anılan örgüt mensupları hakkında 15 Temmuz darbe girişiminden ya da örgüte mensubiyetlerinden dolayı açılıp bir kısmı derdest olan ya da mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları ve gizli-açık tanık anlatımları, örgüt lider ve yöneticilerinin açık kaynaklardaki yazılı ve sözlü açıklamaları, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün örgüt hakkındaki raporu gibi olgu ve tespitler dikkate alındığında, 3713 sayılı Kanunun 1. maddesinde tanımlanan, amaca ulaşmak için silah başta olmak üzere her türlü cebir ve şiddeti araç olarak kullanan, 5237 sayılı TCK’nın 314/1-2 maddesi kapsamında silahlı bir terör örgütü olduğu anlaşılmıştır.
Kuruluş, amaç, örgüt yapılanması, faaliyet yöntemleri ve nihai amacı, Devletin Anayasal nizamını cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olduğu anlaşılan FETÖ/PDY terör örgütünün başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanının büyük bir kesimince de böyle algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören fakat sözde meşrutiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce ulaşıncaya kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında; örgütün kurucusu, yöneticileri ve örgüt hiyerarşisinde üçüncü veya daha yukarı katlarda yer alan mensuplarının zaman sınırlaması olmaksızın nihai amacından haberdar oldukları yönünden kuşku bulunmamakta ise de bir ve ikinci katmanlarda yer alanlar açısından; Devlete sızan mensupları vasıtasıyla kişi ve kurumlara yönelik örgütün gerçek yüzünü ortaya koyan operasyonlara başlanması, bu yapının kamuoyu veya medya tarafından tartışılır hale gelmesi, üst düzey hükümet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda “paralel yapı” veya “terör örgütü” olduğuna ilişkin tespitler yapılması ve Milli Güvenlik Kurulu tarafından da aynı şekilde değerlendirilmesi karşısında bu tarihten önceki faaliyetlerin örgütsel olduğunun mahkemece ispat edilmesinin gerekli olduğu gözetildiğinde; fetö/pdy nin silahlı terör örgütü olduğu kabul edilmelidir.
Bir kimsenin silahlı terör örgütüne üye olabilmesi için örgütün silahlı terör örgütü olduğunu bilmesi, örgüt hiyerarşisine dahil olup amacı doğrultusunda süreklilik yoğunluk ve çeşitlilik arz eden faaliyetlerde bulunması zorunludur. Yargıtay 16.Ceza Dairesinin 20.12.2017 gün ve 2017/1862 esas- 2017/5796 sayılı ilamında da açıklandığı üzere sanığın silahlı terör örgütü üyesi olarak kabul edilebilmesi için örgüt hiyerarşisine dahil olup örgütün amacı doğrultusunda süreklilik yoğunluk ve çeşitlilik arz eden örgütsel faaliyetlerde sanığın bulunması zorunludur.
Örgüte yardım suçu ile silahlı terör örgütü eyleminin ayırt edilmesinde esas olan kriter sanığın terör örgütünün lehine maddi veya manevi yardım kapsamında sayılabilecek süreklilik, yoğunluk ve çeşitlilik içermeyecek örgütsel faaliyetlerde bulunması kriteri dikkate alınır.

Bu açıklamalar ışığı altında somut olay değerlendirildiğinde;
İlk derece mahkemesi tarafından sanık hakkında fetö/pdy silahlı terör örgütüne yardım etmek suçundan açılan kamu davası sonucunda ilk derece mahkemesi tarafından beraat hükmü verildiği, bu hükme karşı Cumhuriyet Savcısı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine dairemizce duruşma açılarak sanığın durumunun değerlendirildiği, Sanığın aşamalarda alınan savunmalarında; Bank Asya isimli finans kuruluşuna talimatla para yatırmadığını, 2011 yılında Elazığ’da çalışırken hesap açtığını, ev almak amacıyla birikim yapabilmek için Bank Asya’ya eşi ile birlikte yapmış oldukları birikimleri yatırdığını, sendikaya ise iş yerindeki sorunlar nedeniyle üye olduğunu, örgütsel bir durum bulunmadığını savunduğu, dosya kapsamında sanığın Bank Asya hesabı ile ilgili alınan bilirkişi raporunda hesabın açılış tarihi 2011 yılı olduğu, hesapta kredi kartı ile bankacılık ödemeleri yapıldığı, 21/01/2014-24/02/2014 tarihleri arasında tarafından Halkbank’tan gönderilen havale şeklinde EFT yoluyla sanığın Bank Asya hesabına para yatırılarak hesap artışı olduğu görüldüğü, hesap hareketleri ve bilirkişi raporuna bakıldığında sanığın Bank Asya hesabından 21/01/2014 tarihinden başlamak üzere 09/03/2015 tarihine kadar tarafından EFT yoluyla para gönderildiği, hesabın 09/03/2015 tarihinde kapatıldığı belirlendiği,
Sanığın örgüt liderinin talimatı doğrultusunda ve talimat dönemi içerisinde bu talimata uygun şekilde bizzat kendisi tarafından hesap açılıp hesap artışına gidilmesi şeklinde bir eylemi bulunmadığı, hesaptaki artışın eşi tarafından sanığın hesabına yatırılan havale ile meydana geldiği, örgütün Bank Asya’nın TMSF’ye devrinden sonra paranızı Bank Asya’dan çekin talimatından önce sanığın 09/03/2015 tarihinde Bank Asya’daki hesabını kapattığı, bilirkişi raporu, sanık ifadesi ve dosya kapsamına göre sanığın Bank Asya’daki hesabında meydana gelen artışın sanığın yapmış olduğu savunmasının aksine örgüt liderinin talimatı doğrultusunda ve talimat dönemi içerisinde talimata uygun şekilde gerçekleştirilen eylem bulunduğu yönünde ,bu hususta sanık lehine şüphenin oluştuğu belirlendiği, İlk derece mahkemesinin oluşan bu şüpheyi şüpheden sanık yararlanır prensibi ile sanık lehine değerlendirilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu,
Sanığın Bank Asya dışındaki diğer eylemi , örgütle irtibatlı Ufuk Sağlık Sen isimli sendikaya üyeliğinin bulunmasının ise savunması kapsamında mesleği nedeniyle gerçekleşmesi, sendikanın herhangi bir yönetim organınında görevi olmaması, sendikanın yaptığı faaliyetlere iştirak ettiğine dair delil bulunmaması ile birlikte sanığın sendika üyeliğinin tek başına örgütsel faaliyet kapsamında değerlendirilemeyeceği yönündeki ilk derece mahkemesinin kabulünün yerinde olduğu,
Sanık hakkında ilk derece mahkemesi tarafından verilen beraat hükümünün dosya kapsamındaki delillere, bilgi ve belgelere uyumlu olduğu,
Sanığın Uyap bilgi bankasında yapılan araştırmada hakkında başkaca delil sayılacak bir husus bulunmaması, TEMBİS üzerinden yapılan araştırmada da herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanmamış olmaması hususları ile birlikte sanığın fetö/pdy silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan açılan kamu davasında ilk derece mahkemesince verilen beraat hükmünün yerinde olduğu,
Cumhuriyet savcısı tarafından her ne kadar kanun yoluna başvurulmuş ise de CMK’nin 280/2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa yönelik hukuka aykırılık bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde eksiklik olmadığı, isbat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu anlaşıldığından Cumhuriyet Savcısının istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M: Gerekçesi açıklandığı üzere;
Sanık hakkında Silahlı Terör Örgütüne Yardım Etme suçundan açılan kamu davası nedeni ile Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/10/2019 gün 2019/73 (E) ve 2019/435 (K) sayılı ilam ile Silahlı Terör Örgütüne Yardım Etme eyleminden beraat hükmü verildiği, bu hükme karşı Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dairemizce duruşma açılmasına karar verilmiş olup yapılan duruşma sonucunda;
CMK’nin 280/2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa yönelik hukuka aykırılık bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde eksiklik olmadığı, isbat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu anlaşıldığından Cumhuriyet Savcısının istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,
Dair, talebe uygun olarak oybirliği ile verilen karar, iddia makamı ile sanık ve sanık müdafinin huzurunda, hükmün tefhiminden itibaren 15 günlük süre içerisinde dairemize dilekçe vererek veya zabıt katibine beyanda bulunup zabta geçirilmek suretiyle Yargıtay ilgili Ceza Dairesine TEMYİZ yolu açık olmak üzere oybirliği ile verilen karar açıkça okunup, gerekçesi ana çizgileri ile anlatıldı.16/06/2021

 Bekir ŞAHİNER           Tayfun ÖZANT             Volkan SADIÇ           Gökhan DULGUN

Başkan 39923
e-imzalı
Üye 37937
e-imzalı
Üye 104854
e-imzalı
Katip 126113
e-imzalı

AİLE HUKUKU

A – BOŞANMA DAVASI

Boşanma davaları çekişmeli boşanma davası ve anlaşmalı boşanma davası olarak ikiye ayrılır. Çekişmeli boşanma davası TMK m. 166/3 dışında kalan tüm davalardır. Taraflar boşanma hususunda anlaşsalar dahifer’i konularda anlaşamadıkları takdirde mahkemenin görecek olduğu dava türü çekişmeli boşanma davası olacaktır. Boşanma davasına anlaşmalı diyebilmek için boşanma, nafaka, tazminat, velayet ve  kişisel ilki kurulması hususunda tarafların anlaşması gerekir.

B – EŞLER ARASINDAKİ MAL REJİMİ

Eşlerin evlilik birliği esnasında sahip oldukları malların tasarrufuna, tasfiyesine ilişkin kurallar mal rejimini oluşturur. 1 OCAK 2002 tarihinden itibaren yasal mal rejimi edinilmiş mallara katılma rejimi olarak kabul edildi. 1 Ocak 2002 tarihinden sonraki evliliklerde eğer bir mal rejimi seçilmediyse, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. 1 Ocak 2002 tarihinden sonraki evliliklerde ise, bu tarihe kadar elde edilen mallarda mal ayrılığı rejimi, sonraki mallarda ise edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. Mal rejimi sözleşmesi noterde düzenleme veya onaylama şeklinde yapılabilir. Evlenme başvurusu sırasında eşler yazılı olarak talepte bulunarak mal ayrılığını da seçebilirler.

2 – SOYBAĞININ KURULMASI

A – TANIMA

Anne ile çocuk arasındaki soybağı doğumla kurulur. Evlilik içinde doğmayan çocuk nesepsiz sayılır. Nesepsiz doğan çocuğun babası Nufüs Dairesine yazılı bildirimde bulunarak, çocuk ile kendisi arasında soy bağı kurulmasını sağlayabilir. Bu işlem tanımadır. Tanıma, geçmişe yönelik hüküm ifade eder. Çocuğun doğduğu andan itibaren soybağı kurulmuş olur. Soybağının oluşması ile çocuk evlilik dışında doğsa bile diğer çocuklar gibi miras hakkından eksiksiz yararlanır.

B – BABALIK DAVASI

Tanıma kurumunu kendi rızası ile sağlamayan babaya karşı; anne ya da çocuğun açabileceği davadır. Babalık davası açma hakkı; kişiye sıkı sıkıya bağlı olan haklardandır. Annenin ölümü ile mirasçılarına geçmez. Dava babaya karşı açılır, eğer baba ölmüşse mirasçılarına karşı açılır. Dava, Cumhuriyet savcısına ve hazineye; dava ana tarafından açılmışsa kayyıma, kayyım tarafından açılmışsa anaya ihbar edilir. Ancak babalık davasının açılabilmesi için, çocuğun soybağının kurulamamış olması gerekir. Başka bir erkekle arasında soybağı olan çocuk için babalık davası açılamaz. Öncelikle ilk olarak kurulan soybağının reddi gerekir.

C – SOYBAĞININ REDDİ

Soybağının reddi davası, baba ile çocuk arasında herhangi bir sebeple oluşan soybağının çürütülmesi için açılır. Baba yada anne dava açabileceği gibi, çocukta dava hakkına sahiptir. Çocuk evlilik içinde ana rahmine düşmüşse davacı, kocanın baba olmadığını ispat etmek zorundadır. Evlenmeden başlayarak en az yüzseksen gün geçtikten sonra ve evliliğin sona ermesinden başlayarak en fazla üçyüz gün içinde doğan çocuk evlilik içinde ana rahmine düşmüş sayılır. Soybağının reddi davaları aile mahkemelerinde açılır.

3 – EVLAT EDİNME

Evlat edinmeye karar verilebilmesi için küçüğün yararına olması ve evlat edinenin kişinin diğer çocuklarının hakkını gözetmesi gerekir. Küçüklerin evlat edinilebilmesi için, evlat edinen tarafından bir yıl süreyle bakılmış ve eğitilmiş olmalıdır. En az beş yıldır evli bulunan ve otuz yaşını doldurmuş olan eşler birlikte evlat edinebilir. Eşler eğer diğer eşin çocuğunu evlat edinmek istiyorsa, iki yıldan beri evli olmaları ve evlat edinmek isteyenin otuz yaşını doldurmuş olması gerekir. Resmi olarak evli olmayan eşler birlikte evlat edinemezler.

Evli olmayan kişiler tek başına evlat edinebilir. Evlat edinilenin, evlat edinenden en az on seiz yaş küçük olması gerekir. Evlatlık ilişkisi, ancak mahkeme kararı ile kurulabilir.

4 – VELAYET

Velayet, 18 yaşından küçük ergin olmayan çocuklar için geçerlidir. Ergin olmayan çocuk evlilik devam ettiği müddetçe anne ve babasının velayeti altındadır. Anne ve baba evli değilse çocuğun velayeti annesindedir. Anne küçük yada kısıtlı ise çocuğun menfaatini gözeterek aile mahkemesi hakimi çocuğa vasi atayabilir ya da velayeti babaya verebilir. Ortak hayata son verilmişse ya da boşanma gerçekleşmişse hakim çocuğun üstün yararını göz önünde tutarak velayeti eşlerden birine verebilir. Çocuğun eğitimi, yaşadığı ortam, bakım ve iaşesinin sağlanması çocuğun üstün yararının bir parçasıdır.

5 – ÇOCUK MALLARININ KORUNMASI

Anneler ve babalar, velayetleri kullandıkları müddetçe çocuğun mallarını yönetirler. Bu yönetim için hesap vermeleri gerekmez. Evlilik sona erdiğinde velayeti kendisine bırakılan taraf, yönetim hakkını kullanır, aile hakimine çocuğun mal varlığının dökümünü gösteren bir defter ibraz etmek zorundadır. Şayet çocuğun mallarında bir değişiklik olursa ya da çocuğun malvarlığı ile ilgili yatırımlar söz konusu ise bu değişiklikleri bildirmek zorundadır. Çocuğun mallarını yönetim hakkı, velayetin devamlılığına bağlıdır. Velayet, hakim tarafından kaldırılırsa, anne yada babanın yönetim hakkı ve yükümlülüğü sona erer. Anne ve baba çocuk mallarının gelirlerini öncelikle çocuğun giderleri, bakımı, eğitimi için kullanırlar. Adaletin gerektirdiği ölçülerde aile ihtiyaçları için kullanılabilir. Kullanımdan arta kalan miktarlar çocuk mallarına katılır. Çocuğun mallarının doğru yönetilmediği yahut tehlikeye girdiği durumlarda, aile hakimi yönetimi kayyıma bırakabilir.

6 – NAFAKA

A  – TEDBİR NAFAKASI

Tedbir nafakası, evlilik devam ederken ayrı yaşamaya başlayan eşlerden maddi olarak güçlü olanın, güçsüz olana ödediği nafaka türüdür. Nafaka miktarı tarafların maddi gücüne göre, yaşam standartları dikkate alınarak hükmedilir. Tedbir nafakası için, kusur aranmaz. Boşanma davası açılmadan da tedbir nafakası müstakil bir dava ile istenebilir.

B – YOKSULLUK NAFAKASI

Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmadığı müddetçe geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz nafaka isteyebilir. Yoksulluk nafakasının aylık ya da toplu olarak ödenmesine karar verilebilir. Hakimin aylık ödenmesine karar verdiği durumlar süreli ya da süresiz olabilir. Süreli olan nafakaların süresi ilamda belirtilmek zorundadır. Boşanma davası sırasında yoksulluk nafakası istemeyen taraf, bu hakkından feragat etmezse boşanmanın kesinleşmesinden itibaren 1 yıl içinde ayrı dava açarak yoksulluk nafakası isteyebilir.

C – İŞTİRAK NAFAKASI

Velayete sahip olmayan tarafın, velayeti elinde bulunduran tarafa müşterek çocuklar için boşanma gerçekleştikten sonra ödediği nafaka türüdür. İştirak nafakası ödenmesinde kusur aranmaz. Müşterek çocuklar 18 yaşını doldurana kadar ödenir.

D – YARDIM NAFAKASI

Yoksulluğa düşecek olan alt soya ve üst soyuna ödenen nafaka türdür. Kişilerin, yoksulluk içinde bulunan anne, babasına ya da eğitimi devam eden 18 yaşını geçmiş çocuklarına ödediği nafaka türüdür. Yardım nafakası kardeşler içinde hükmedilebilir. Ancak kardeşlere ödenmesi için, nafaka yükümlüsünün refah içinde bulunması gerekir.

7 – VESAYET

A – VASİ VE KAYYIM TAYİNİ

Velayet altında bulunmayan küçükler yada çeşitli sebeplerden dolayı mallarını yönetemeyen kişileri korumaya yönelik bir kurumdur. Vasi, küçüğün ya da kısıtlının mallarının yönetimini sağlamak, hukuki işlemleri sürdürebilmek için vesayet makamı tarafından atanır. Kayyım ise, belli bir işin görülmesi için vesayet makamı tarafından atanır. Vesayet; velayet altında bulunmayan küçükler ve akıl hastalığı, akıl zayıflığı, savurganlık, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim, özgürlüğü bağlayıcı ceza alan erginlerin hukuki işlemlerinde söz konusu olur.

B – VASİLİK GÖREVİNİN SONA ERMESİ

Vasilik görevi, Kanunda belirtilen hallerde sona erer. Vasinin fiil ehliyetini yitirmesi, ölmesi, görev süresinin sona ermesi, görevini ağır surette savsaklaması, ya da yetkilerini kötüye kullanması durumlarında sona erer. Ayrıca, vasinin görevini engelleyen sebepler oluştuğu takdirde vasi görevinden çekilmek zorundadır.

Gayrimenkul Davaları Nelerdir? Gayrimenkul Hukuku Hangi Davalara Bakar?

Gayrimenkul Hukuku, arazi, arsa, ev, daire, apartman vb. taşınmaz mallarla ilgili mevzuatları kapsar. Bu bağlamda tapu davası, istihkak davaları, kira davaları, kamulaştırma davaları, izaley-i şuyu davaları gayrimenkul dava konuları arasında yer almaktadır. Biraz daha yakından bakacak olursak;

  • Tapu Davaları: Gayrimenkul Hukuku davaları arasındaki tapu davaları, tapu tescil veya tapu iptali gibi dava türlerini kapsar. Hukuka aykırı düzenlemelerde tapu davaları açılarak mağduriyetin engellenmesi sağlanır. Asliye Hukuk Mahkemelerinde görülen tapu davaları, avukat vekaletiyle yürütülebilir.
  • İstihkak Davaları: Gayrimenkul Hukuku dava konularından istihkak davalarında taşınmazın haksız ihlali söz konusudur. Yine Asliye Hukuk Mahkemelerine açılan davalarla takip edilir.
  • Kamulaştırma Davaları: Gayrimenkul Hukuku davaları arasındaki kamulaştırma davaları, özel mülk ve arazilerin fiyatının belirlenerek kamulaştırma işlemlerine yapılan itirazları kapsar. Belediye ve kamu kurumlarına karşı açılabilir.
  • Kira Davaları: Kiracı ya da mal sahibi tarafından açılan kira davaları, kira bedeli veya tahliye sebebiyle oluşan uyuşmazlıkları çözer. Kira sözleşmesine uymayan her iki taraf da birbiri hakkında bu davayı açabilir.
  • İzaley-i Şuyu Davaları: Ortaklı taşınmaz mallarda ortaklığın sonlandırılması için açılan davalardır. Sulh Hukuk Mahkemelerinde açılabilir. Satış ya da taksim yoluyla ortaklık bitirilebilir.

Gayrimenkul Hukuku kapsamına giren birçok dava konusu daha vardır. En önemli ve sık görülen davalar bunlardır.

Gayrimenkul Hukuku Alanına Giren Diğer Davalar

Gayrimenkul Hukuku alanında avukatlar; tapu işlemleri, gayrimenkullerin kiralama sözleşmelerinin düzenlenmesi, alım-satım sözleşmelerinin hazırlanması, eser sözleşmesi, ayni, şahsi hak tesisi sözleşmeleri, imar projelerinin çevre mevzuatına uygunluğunun denetlenmesi, gayrimenkul finansman incelemesi, yabancıların mülk edinmesi, ipotek sözleşmelerinin denetlenmesi ve düzenlenmesi süreçlerinde hukuki destek vermektedir. Ayrıca;

  • Tapu iptali ve tescil davaları,
  • Tasarrufun iptali davaları,
  • Sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklar nedeniyle açılan alacak davaları,
  • Kira bedeli tespit davaları,
  • Kira arttırma davaları,
  • Tahliye davaları,
  • Müdahalenin men’i davaları,
  • Zilyetliğin korunmasına ilişkin davalar,
  • Ecrimsil davaları,
  • İpotek ve rehin davaları,
  • Geçit hakkı davaları,
  • Kar irtifakı davaları,
  • Ortaklığın giderilmesi ve yolsuz tescilin düzeltilmesi gibi davalar da Gayrimenkul Hukuk alanındadır.

Yabancıların Mülk Edinmesi Gayrimenkul Hukuku Kapsamında!

Gayrimenkul Hukuku, bu alanda ortaya çıkan uyuşmazlıkların yargı yoluyla çözülmesinin dışında ülkemizde mülk edinmek isteyen yabancılara danışmanlık yapılmasını da kapsamaktadır.

Yabancıların mülk edinmesi konusunda danışmanlık yapan avukatlar; malların alım ve satımı konularında hukuki bilgilendirme yapar, kira ve satış sözleşmelerinin hazırlanmasından geçerlilik süresi boyunca yönetilmesine kadar destek olurlar. Ayrıca tapu sicil ve kadastro müdürlükleri ve belediyeler nezdinde kayıt tetkik işlemleri ve gayrimenkullerin değerlerinin tespiti, yapı ve eser projelerinde ortaya çıkan uyuşmazlıkların yargıya taşınması durumunda dava sürecinin takibi konularında hizmet vermektedirler.

TİCARET MAHKEMESİ GÖREV YETKİLERİ


Asliye Ticaret Mahkemesi Görev ve Yetkileri kanunda ayrıntılı olarak belirlenmiş olup hukuk muhakemeleri kanunu mahkemelerin görev ve yetkileri kapsamında değerlendirilmiştir.

Asliye Ticaret Mahkemesi Nedir?

Dava konusunda herhangi bir miktar ve sınır olmaksızın ticari davaların görüldüğü mahkemelere asliye ticaret mahkemesi denir. Asliye ticaret mahkemeleri nitelik olarak özel bir mahkemedir. Asliye ticaret mahkemesinde görülen ticari davalar mutlak ticari dava ve nispi ticari dava olarak ikiye ayrılır.

  • Mutlak ticari dava : Kanunlarda ve özellikle Türk Ticaret Kanunu’nda ticari dava oldukları belirtilen ve asliye ticaret mahkemesinde görülecekleri açıkça yazılan davalar mutlak ticari davadır. Bir davanın mutlak ticari dava olması için tarafların tacir olmasına ya da dava konusunun ticari bir iş olmasına gerek yoktur.
  • Nispi ticari dava : Eğer bir hukuk davasında tarafların ikisi de tacirse ve bu dava ticari işletmelerle ilgiliyse, hukuk davası ticari dava sayılır. Bu tip davalara da nispi ticaret davası denir. Fakat bir davanın nispi ticaret davası olması için iki tarafında tacir olması ve iki tarafında ticari işletmesiyle ilgili olması gerekir.

Asliye Ticaret Mahkemesinin Görevleri

Asliye ticaret mahkemesi bir özel mahkemedir. Bu nedenle sadece kanunda belirtilen davalara bakmakla görevlidir. Asliye ticaret mahkemesi her yargı bölgesinde yer almayabilir. Asliye ticaret mahkemesinin bulunmadığı yerlerde genel mahkeme olan asliye hukuk mahkemesi görevlidir. Asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğu davalar genellikle teknik bilgi isteyen, karmaşık davalar olabilmektedir. Bu nedenle asliye ticaret mahkemesinin görev alanındaki davaların bir hukuk bürosu aracılığı ile sürdürülmesi önemlidir. Asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğu davalar şu şekildedir;

  • Türk Ticaret Kanunu ve diğer kanunlarda ticari dava olarak kabul edilen davalar.
  • Her iki tarafın tacir olduğu ve davanın her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili olduğu davalar.

Kural olarak asliye ticaret mahkemesi tek hakimli bir mahkemedir. Fakat bazı hallerde üç kişilik bir hakim heyeti davaya bakmaktadır. Üç kişilik hekim heyetince asliye ticaret mahkemesinde görülecek olan davalar şunlardır;

  • Konusu parayla ölçülebilen davalarda dava değeri 300.000 (üçyüzbin) TL olan davalar.
  • Türk Ticaret Kanunu’nda hakimin kesin olarak karara bağlayacağı öngörülen davalar.
  • Tahkim yargılamasıyla ilgili davalar.
  • İflastan ve konkordatodan kaynaklanan davalar.
  • Şirketlerin organları, tasfiyeleri ve fesihlerine ilişkin davalar.

Asliye Ticaret Mahkemesinin Yetkisi

Yetki kavramı davanın nerede açılması gerektiğini gösterir. Bir ticari davada hangi asliye ticaret mahkemesinin yetkili olduğu Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nca belirtilmiştir. Genel yetkili asliye ticaret mahkemesi davanın açıldığı tarihte davalının yerleşim yerindeki asliye ticaret mahkemesidir. Fakat bazı davalar için özel yetki belirlenmiş olabilir. Bu davalarda hem özel yetkili olan asliye ticaret mahkemesi hem de genel yetkili olan asliye ticaret mahkemesi yetkili kabul edilir. Yani özel yetkinin bulunduğu davalarda dava her iki yetkili mahkemede de açılabilir.

Bir dava türü için kesin yetki kuralı öngörülmüş olabilir. Kesin yetki kuralının öngörüldüğü asliye ticaret mahkemesinde görülecek davalarda yalnızca kanunda bahsedilen mahkeme yetkilidir. Bu şekilde bir kesin yetki belirlenmişse genel ve özel yetkili mahkemelerin yetkisi geçersiz olur. Asliye ticaret mahkemesinde görülen davalarda kesin yetki kuralları şu şekildedir;

  • Şirketlerin, ortaklık ve üyelik ilişkileriyle sınırlı olmak kaydıyla, ortaklarına ve üyelerine karşı açılacak davalarda şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi kesin yetkilidir.
  • Can sigortalarıyla ilgili davalarda sigorta ettirenin, lehtarın ya da sigortalının lehine veya aleyhine açılan davalarda bu kişilerin yerleşim yerindeki asliye ticaret mahkemesi kesin yetkilidir.

Asliye Ticaret Mahkemesi Hangi Davalara Bakar?

Asliye ticaret mahkemesi Türk Ticaret Kanunu ve diğer kanunlarda ticari dava olarak kabul edilen davalar ile her iki tarafın tacir olduğu ve davanın her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili olduğu davalara bakar. Asliye ticaret mahkemesinin baktığı davalar tarafların tek başlarına yürütmelerinin zor olduğu davalardır. Bu nedenle bu davalarda ticaret hukuku alanında deneyimli bir avukattan destek almak tavsiye edilir. Asliye ticaret mahkemesinin baktığı davalardan bazıları şu şekildedir;

  • Çek, senet ve bono ile ilgili davalar
  • İflas davası
  • Rekabet yasağı davası
  • İşletmenin veya malvarlığının devralınması, birleşmesi ve tür değiştirmesiyle ilgili davalar
  • Komisyon sözleşmesiyle ilgili davalar
  • Ticari temsilciler ve ticari vekillerle ilgili davalar
  • Sigorta ile ilgili davalar
  • Kredi mektubu ve kredi emriyle ilgili davalar
  • Bankalara ve diğer finansal kuruluşlara ödünç para verme ile ilgili davalar

Asliye Ticaret Mahkemesi Kararına Karşı İstinaf Yoluna Başvuru

Asliye ticaret mahkemesi kararının yanlış ya da eksik olduğunu düşünen taraf istinaf yoluna başvurabilir. Asliye ticaret mahkmesinin verdiği nihai kararlar ve ihtiyati haciz ve tedbir kararlarının yanlış ya da eksik olduğu iddiasıyla istinafa gidilebilir. Fakat asliye ticaret mahkemesinin verdiği ara kararlar istinafın konusu olamaz. Asliye ticaret mahkemesinde görülen bir malvarlığıyla ilgili davada istinafa gidebilmenin önkoşulu dava konusu değerin 2018 yılı itibari ile 3.560 TL’den fazla olmasıdır.

Asliye ticaret mahkemesi kararına karşı istinafa gitmek isteyen taraf bölge adliye mahkemesine bir dilekçe ile başvurmalıdır. Başvurulacak bölge asliye mahkemesi kararı veren asliye ticaret mahkemesinin bulunduğu yerdeki mahkemedir. Dilekçeden istinafa başvurma sebebi açık bir şekilde yazılmış olmalıdır. Asliye ticaret mahkemesinin ilamı taraflara tebliğ etmesinden itibaren 2 hafta içerisinde taraflar istinaf yoluna başvurabilir. İstinafa başvuru için verilen dilekçeye karşı taraf bu dilekçenin kendisine tebliğ edilmesinden itibaren 2 hafta içerisinde cevap dilekçesi vermelidir. Asliye ticaret mahkemesinin kararını yanlış ya da eksik bulan kişinin istinafa başvurabilmesi için bu durumdan bir menfaatinin bulunması gerekir. Asliye ticaret mahkemesinin kararına karşı başvurulan istinaf yolunda mahkeme başvuruyu haklı bulursa üç çeşit karar verebilir;

  • Asliye ticaret mahkemesi kararının kaldırılarak davanın mahkemeye geri gönderilmesi.
  • Asliye ticaret mahkemesi kararının kaldırılarak davanın tamamen ya da kısmen kabul edilmesi.
  • Asliye ticaret mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddedilmesi.

Asliye Ticaret Mahkemesi Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuru

Temyiz, istinaf kararlarına, yani bölge adliye mahkemesi kararlarına karşı başvurulan bir yoldur. Asliye ticaret mahkemesinin kararına karşı doğrudan temyize başvurulamaz, önce istinafa başvurulması gerekir. Temyiz yolunda yalnızca bölge adliye mahkemesinin verdiği kararın hukuka uygunluk denetimi yapılır, yeni bir inceleme yapılarak yeni bir karar verilmez. Asliye ticaret mahkemesinin görev alanına giren bir davayı temyize götürebilmek için dava konusunun değeri 2018 yılı itibari ile 47.530 lirayı geçmelidir.

Temyiz yoluna başvurmak isteyen taraf istinaf yolunda verilen nihai kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde bu başvuruyu gerçekleştirmelidir. Karşı taraf başvuruda bulunan iddialara cevap vermek için temyize başvuru dilekçesinin kendisine tebliğinden itibaren 2 hafta içinde ise cevap dilekçesi verilmelidir. Temyiz incelemesi sonucunda şu kararlar verilebilir;

  • Bozma kararı
  • Onama kararı
  • Düzelterek onama kararı

17 Aralık Öncesi Eylemlerin Suç Teşkil Etmeyeceği Gerekçesi İle Bozma

  1. Ceza Dairesi 2021/1040 E. , 2021/2186 K.
    “İçtihat Metni”
    Mahkemesi :Ceza Dairesi
    İlk Derece Mahkemesi :İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesinin 28.02.2020 tarih ve 2018/192 – 2020/58
    sayılı kararı
    Suç: Silahlı terör örgütüne üye olma
    Hüküm: TCK’nın 221/3 ve CMK’nın 223/4-a maddeleri uyarınca verilen ceza verilmesine yer olmadığına
    dair karara ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddi
    Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle;
    Temyiz edenin sıfatı,başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebebine göre dosya incelendi, gereği
    düşünüldü;
    Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;
    Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre
    yapılan incelemede;
    Örgütün kurucusu, yöneticileri ve örgüt hiyerarşisinde üçüncü veya daha yukarı katmanlarda yer alan
    mensuplarının zaman sınırlaması olmaksızın örgütün nihai amacından haberdar oldukları yönünde
    kuşku bulunmamakta ise de, bir ve ikinci katmanlarda yer alanlar açısından; Devletin her kurumuna
    sızan, mensupları vasıtasıyla kişi ve kurumlara yönelik, örgütün gerçek yüzünü ortaya koyan
    operasyonlara başlandığı, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılır hale geldiği, üst düzey
    hükümet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda “paralel yapı” veya “terör
    örgütü” olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığı, Milli Güvenlik Kurulu tarafından da aynı
    değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçten önce icra edilen faaliyetlerin, nitelik, içerik ve mahiyeti
    itibariyle silahlı terör örgütünün amacına hizmet ettiğinin somut delil ve olgularla ortaya konulmadıkça
    örgütsel faaliyet kapsamında kabul edilemeyeceği, bu tarihten sonra gerçekleşen ve örgütsel faaliyet
    olarak kabul edilen hareketlerin örgüt hiyerarşisine dahil olduğunu gösterir biçimde çeşitlilik, devamlılık
    ve yoğunluk içermesi gerektiği değerlendirilerek;
    Oluş, sanık savunması ve mahkeme kabulüne göre; sanığın örgüt üyeliğine esas alınan faaliyetlerinin
    tamamının, “örgütün kamuoyunca bilinmeye başladığı tarihten önce gerçekleşen; 2011 yılı ve öncesine
    ilişkin eylemler” olması, bu tarihten sonra da dosya içerisinde sanığın, örgüt hiyerarşisine dahil
    olduğunu gösterir biçimde çeşitlilik, devamlılık ve yoğunluk içeren örgütsel faaliyet oluşturacak
    eylemlerine rastlanmaması, suç tarihi itibariyle de örgütsel bağını ortaya koyan herhangi bir kod adı
    veya örgütsel iletişim ağı kullandığının belirlenememesi karşısında; sanık hakkında üzerine atılı ve
    oluşmayan müsnet suç yönünden 5271 sayılı CMK’nın 223/2-a maddesi uyarınca Beraat kararı
    verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde hataya düşülerek yazılı şekilde örgüt üyesi olduğu kabulüyle
    hakkında etkin pişmanlık hükmü uygulanarak TCK’nın 221/3 ve CMK’nın 223/4-a maddeleri uyarınca
    ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi,
    Kanuna aykırı, Bölge Adliye Cumhuriyet savcısının ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla
    yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 28.02.2019 tarihinde
    yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanunun 8. Maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanunun
    11/09/2021 22:47 Yargıtay Bilgi İşlem Merkezi Müdürlüğü Tarafından Oluşturulmuştur.
  2. maddesi uyarınca dosyanın İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin İstanbul
    Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına
    TEVDİİNE, 18.03.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş ise, doktor ve hastane sorumlu tutulmamalıdır.”

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı nedenlerden dolayı
davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi
üzerine, temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Davacı, yüzündeki gülümseme çizgi ve kırışıklıkların giderilmesi için 1999 yılı Haziran ayında davalı
kliniğe başvurduğunu, davalı doktor Hande tarafından yüzüne tam olarak ne olduğu bilinmeyen bir
dolgu malzemesi enjekte edildiğini, yüzünde çeşitli reaksiyonlar oluştuğunu, davalı doktorun
iyileştirme vaadi ile müdahalelerde bulunduğunu, her seferinde durumunun daha da kötüleştiğini,
yüzünde kalıcı yumru kütleler, çöküntüler ve morluklar oluştuğunu, uzmanların bir daha iyileşme ve
cerrahi müdahale ile dahi iyileşme şansı olmadığını bildirdiklerini, davalı doktorun özensiz ve kusurlu
davranışları sonucu ortaya çıkan zarardan davalıların sorumlu olduklarını ileri sürerek çektiği elem ve
ıstırabın karşılığı 200.000,00 YTL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte
davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, 12.05.1999 tarihinde kliniğe gelen davacının burun kenarında oluşan çizgileri azaltmak
amacıyla enjeksiyonla kozmetik tedavi yapılmasını istediğini, çok basit ve sık uygulanan bir yöntemle
burun kenarlarına new-fill denen bir dolgu maddesinin enjekte edildiğini, iki seans uygulamadan sonra
davacının İtalya’ya yerleşmesi nedeniyle bir daha görmediklerini, kusurları bulunmadığını savunarak
davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, davacının yüzünde oluşan yumruların, Adli Tıp Kurumu ve Tabip Odası Onur Kurulu
raporlarına göre bir komplikasyon sonucu oluştuğunun anlaşıldığı, işin kötü yapılması veya kötü
malzeme kullanımı söz konusu olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı
tarafından temyiz edilmiştir.
Bir davada dayanılan maddi olguları hukuksal açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini
bulmak ve uygulamak HUMK’nın 76. maddesi gereği doğrudan hakimin görevidir. Davacı, yüzündeki
kırışıkların giderilmesi için davalı doktorun yaptığı müdahalenin özensiz ve kusurlu olması nedeniyle
kalıcı zararlara yol açtığı iddiası ile manevi tazminat istemişlerdir. Davanın temeli vekillik sözleşmesi
olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır (BK m. 386-390). Vekil, vekalet görevine konu işi
görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için
gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan
zararlardan dolayı sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin
kurallara bağlıdır. Vekil, işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile
sorumludur (BK m. 321/1). O nedenle davacının tedavisini üstlenen hastane ve doktorların meslek
alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor
ve hastane, hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu
tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz
biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde
dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve
bu arada da, koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim
yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve
davranışlardan kaçınılmak ve en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de müvekkil (hasta), mesleki bir iş
gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemek
hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, BK’nun 394/1. maddesi hükmü uyarınca, vekaleti
gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç
değişmemiş ise, doktor ve hastane sorumlu tutulmamalıdır.
Somut olaya bakıldığında, davacının yüzündeki kırışıkları gidermek için davalı klinik ve doktora
başvurduğu, davalı doktorun davacının yüzüne fill-new adlı dolgu malzemesi enjekte ettiği, sonuçta
davacının yüzünde giderilmesi mümkün olmayan hasar oluştuğu, taraflar arasında ihtilaflı değildir.
Çözümlenmesi gereken husus, davalının üstlendiği tedaviyi yaparken özen borcunu yerine getirip
getirmediğidir. Dosya içerisinde bulunan raporlarda davacının yüzünde oluşan hasarın nedeni, yabancı
cisim reaksiyonu olarak bildirilmiştir. 22.12.2006 tarihli Adli Tıp Raporunda, enjeksiyon işleminin ve
daha sonra gelişen deri altı yabancı cisim reaksiyonu sonrası uygulanan kortikosteroid tedavisi
işleminin günümüz tıp kurallarına ve kozmetik cerrahisi tekniğine uygun bir işlem olduğu, daha sonra
yüz bölgesinde gelişen lezyonların, bu işlem sonrası nadir gelişen komplikasyonlardan olduğu
bildirilmiş ise de, davalının bu işlemi yapmadan önce davacıya işlemin muhtemel komplikasyonları
hakkında bilgi verip vermediği, riskleri anlatıp anlatmadığı, özetle aydınlatılmış rıza alınıp alınmadığı
konusunda bir inceleme yapılmamıştır. Davalı doktor, davacının şikayeti üzerine Onur Kurulu’nda
verdiği 23.09.2005 tarihli ifadesinde, davacıya yapılacak işlemin ayrıntılarını anlattığını, dolgu
malzemesinin doğal bir madde olduğunu söylediğini, ancak her maddenin alerji yapma riski
bulunduğunu, nadir de olsa bir komplikasyon oluşursa tedavi edilebileceğini anlattığını, ancak bu
hususları kayıt altına almadığını, o zamanlar onama belgesi alınmadığını bildirmiştir. Davalı, davacıyı
müdahalenin komplikasyonları konusunda aydınlattığını yazılı belge ile ispat edemediği gibi,
beyanında geçen komplikasyon oluştuğu halde tedavisinin de mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.
Hükme esas alınan bilirkişi raporlarında davalı doktorun, davacıyı aydınlatma borcunu yerine getirip
getirmediği tartışılmamıştır. Eksik inceleme ve araştırma sonucu hüküm kurulamaz. O halde,
mahkemece yukarıda açıklanan hususlarla ilgili olarak varsa taraf delillerini topladıktan sonra
davalının aydınlatılmış onam alma yükümlüğünü yerine getirip getirmediği, giderek kusuru bulunup
bulunmadığı yönünde inceleme yapılmak üzere, dosyanın tomar halinde üniversitelerden seçilecek
konusunda uzman bilirkişilere teslimi ile taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine açık, ayrıntılı ve
gerekçeli rapor tanzim edilmesinin istenmesi, bundan sonra hasıl olacak sonuca göre bir karar
verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi usul ve
yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz olunan kararın temyiz eden davacı yararına
BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, 18.09.2008 gününde oybirliği
ile karar verildi.

GÖREVDEN AYRILABİLİR KİŞİSEL KUSUR

Dava, doktor hatası sonucu desteğin ölümü nedenine dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Memurların ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken verdikleri zararlar nedeniyle açılacak davaların idare aleyhine açılması gerekir. Ancak idare aleyhine dava açılabilmesi, eylemin hizmet kusurundan kaynaklanması şartına bağlıdır.
Somut olayda ise, kişisel kusurlara dayanılmıştır. Bu durumda mahkemece, idarenin hizmet kusuru dışında, davalı gerçek kişilerin hizmetten ayrılabilen kişisel kusurları olup olmadığı araştırılarak sonucuna göre karar verilmelidir.” Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 29.03.2006 Tarih, E.2006/4-86 K.2006/111sayılı kararı.

BANK ASYA+DERNEK BERAAT

T.C.
AYDIN
3. AĞIR CEZA MAHKEMESİ

BERAAT

DOSYA NO :
KARAR NO :
C.SAVCILIĞI ESAS NO :

GEREKÇELİ KARAR
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

BAŞKAN :
ÜYE :
ÜYE :
C. SAVCISI :
KATİP :

DAVACI : K.H.
SANIK :
VEKİLİ : Müdafii Av. ORÇUN AKBULUT, Efeler/ AYDIN
SUÇ : Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma
SUÇ TARİHİ : 08/02/2018
SUÇ YERİ : AYDIN/MERKEZ
KARAR TARİHİ : 19/02/2020

Aydın Cumhuriyet Başsavcılığının yukarıda numarası belirtilen iddianamesi ile mahkememize dava açılması üzerine mahkememizce yapılan açık yargılama sonunda aşağıdaki karar verildi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
İDDİA: Sanık hakkında Aydın Cumhuriyet Başsavcılığının 31/01/2019 tarih ve 2019/1207 Soruşturma sayılı iddianamesi ile Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan eylemine uyan Türk Ceza Kanunu 314/2 md. , 53.maddeleri Terörle Mücadele kanunu 5.maddesi gereğince cezalandırılması istemiyle mahkememize kamu davası açılmış, 2019/72 esas sayısına kaydedilmiş, sanık hakkında verilen Mahkememizin 28/06/2019 tarih ve 2019/72 Esas sayılı kararı temyiz edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesi’nin 19/12/2019 tarih ve 2019/2056 Esas 2019/1608 Karar sayılı bozma kararı üzerine, dosyanın mahkememizin 2020/12 Esas sırasına kaydı yapılarak, bozma ilamında belirtilen müdafii eksikliği giderilerek dosya incelendi.
İDDİA MAKAMI MÜTALÂASINDA: Yapılan yargılama neticesinde toplanan delillerden sanığın bank asya kayıtları incelendiğinde 17-25 Aralık 2013 tarihi öncesinde ve sonrasında bank asyadaki işlemleri devam ettiği, örgüt liderinin talimatı sonrası katılım hesabı açtığı, Efeler İlçesi Zafer Mah. 135 Ada 6 Parsel numaralı taşınmazın muvazaalı olarak sattığı dosyada mevcut diğer belge ve bilgiler birlikte değerlendirildiğinde sanığın Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak suçunu yardım kapsamında işlediği sübuta ermekle sanığın 3713 sayılı TMK’nun 7/1 maddesi delaleti ile 5237 sayılı TCK’nun 314/2, 220/7, 3713 sayılı TMK’nun 5/1 maddesi gereğince cezalandırılmasına, işlemiş olduğu kasıtlı suçtan dolayı belirli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına, göz altında ve tutuklulukta geçirilen sürelerin infaz aşamasında verilecek cezadan mahsubuna, söz konusu taşınmazın TCK 54 maddesi gereğince müsaderesine karar verilmesi kamu adına talep ve mütalâa olunmuştur.
SANIK SAVUNMASINDA: “Ben üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum. Ben Fetö/PDY terör örgütü üyesi değilim. Terör örgütüne yardım da etmedim. İddianameye konu edilen arsa satışı ile ilgili benim bilgim yoktur, eşim pazarlığı yapmış, ben sadece tapu müdürlüğünde arsanın eşim benim üzerime yapılmasını istediği için devir işlemi için gittim. Eşi bu arsayı 460.000 TL’ye satın aldı diye biliyorum. Ancak kimden aldı, pazarlığı nasıl yaptı bilmiyorum. Ben bu satışın gerçek satış olduğunu biliyorum. Gerçek satış olmasaydı biz aldığımızda arsanın üzerinde bina vardı, bu binayı yıktık üzerine apart yapacaktık ki o ara eşim tutuklandı. Bundan dolayı yapamadık, yıkım iznini aldık. Suç işleme kastım yoktur. Suçsuzum, ayrıca yazılı savunma dilekçesi sunmuştum o savunmamı tekrar ederim.” şeklinde beyanda bulunmuştur.
TANIK X: “Sanık benim eşim olur. Ben kendim fetö’nün sohbetlerine gidip geliyordum. Ancak eşim gelip gitmemiştir. Onun alakası yoktur. Hatta şuanda da ayrı yaşıyoruz. İddianamede bahsi geçen Zafer Mah. 135 ada 6 parselde kayıtlı taşınmazın üzerinde eski bina vardı. Bu binanın satılacağını piyasadan duydum. Bizde o mahallede inşaat yapıyorduk. Yeri bana uygun geldi. Bu işle X ilgilendiğini duydum. Görüştüm, pazarlık yaptım ve 460.000 TL’ye anlaştık. Ancak arsayı eşimin adına aldım. Zira inşaat işleri ve ticaret işlerimiz eşimin üzerinden yürüyordu. Zira ben ilk başlarda devlet memuruydum. O yüzden eşimin adına ticaret yapıyordum. Ayrıca ben Kurtuluş Mahallesinde bir arsayı Özyurt A.ş.’den almıştım. Onu da 425.000 TL’ye almıştım. Bu satışların tamamı gerçek satıştır. Onun pazarlığını da X ile yapmıştım. Hatta eşimin adına almış olduğumuz binanın yıkımını yaptık, o ara ben tutuklandım, bundan dolayı işlerle ilgilenemedik, akabinde ödemeleri yapamadığımız için hacizler geldi. Tanıklık ücret talebim yoktur.” şeklinde beyanda bulunmuştur.
DELİLLER:
1-Sanık savunması,
2-Sanığın nüfus ve adli sicil kaydı,
3-Bank Asya raporu ve hesap hareketleri,
4-KOM’ dan gelen yazı cevapları
5-Tanık beyanı,
6-03.07.2017 tarihli Vergi Denetim Görüş ve Öneri Raporu ve Aydın Defterdarlığı KHK İşlemleri İl Bürosunun 23.10.2017 tarihli yazısı
7- Tapu kayıtları,
8- Efeler Belediye Başkanlığı Zabıta Müdürlüğünün 07.03.2019 tarh ve 53488028/02 ilgi sayılı yazısı ve ekindeki Efeler Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğünün 26.04.2016 tarih ve 3977-5471 sayılı Fatma Turan adına düzenlenen yıkım izin yazısı ile taşınmazın güncel durumunu gösterir resimler.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
FETÖ/PDY Terör Örgütünün 15/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyet Devleti’nin Anayasal Düzenini Karşı silahlı darbe teşebbüsünde bulunduğu, Anayasa Mahkemesi’nin 30/06/2017 tarih ve 30110 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 20/06/2017 tarih 2016/22169 Başvuru numaralı Kararında ayrıntıları açıklandığı üzere ” Yurtta Sulh Konseyi” ni oluşturan kişilerin FETÖ/PDY ( Fethullahçı Terör Örgütü ve Paralel Devlet Yapılanması ) üyesi oldukları, Uluslararası Güç Odaklarının da desteği ile esas itibari ile Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış örgüt mensuplarınca bu darbe teşebbüsünün gerçekleştirildiği; Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 2017/1383 Esas, 2017/4553 Karar sayılı ilamı, 16. Ceza Dairesi’nin 2017/1443 Esas, 2017/4758 Karar sayılı ilamı ve Milli Güvenlik Kurulu’nun 26/02/2014 tarih ve en son 26/05/2016 tarihli kararı, bu karar içeriklerine göre adı geçen örgütün silahlı bir terör örgütü olduğu, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin huzurunu, Ulusal Güvenliğini tehdit eden yapılanma ve faaliyet içinde bulunduğu eğitim ve din alanındaki faaliyetleri ile toplumda meşrutiyet kazanmaya çalıştığı, kadrolarını oluşturduğu, Devletin bütün kurum ve kuruluşlarına sızdığı, örgütün üstte kainat imamı olan fethullah gülen’in elebaşlığında, kıta, ülke, eyalet, il, ilçe, semt, mahalle ve ev imamlarından oluşan dikey bir hiyerarşik yapısının bulunduğu, örgütlenmesinin imamlara bağlı zincirler şeklinde oluştuğu, yöneticisi ve üst kadrosu dışındaki diğer örgüt üyeliğinin bağımsız hücreler şeklinde örgütlendiği, hücrede yer alan bir örgüt mensubunun en fazla bir üst sorumlusunu veya altında bulunan örgüt mensubunu tanıdığı, Bylock adı verilen özel bir haberleşme programının kullanıldığı, örgütün para toplama ve mali kaynak oluşturmak amacıyla yasal görünümlü Bankasya isimli bankayı kurduğu, adı geçen bankanın 17/25 Aralık 2013 sonrası Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından denetim ve takibe alındığı, bankanın mali yönden bu denetimden kurtulması için örgüt lideri tarafından 25/12/2013 tarihinden sonra örgüt üyelerine bankanın desteklenmesi talimatı verildiği, örgüt üyelerinin yasal görünümlü bu bankanın örgüt liderinin talimatı doğrultusunda desteklenmesi cihetine gidildiği; örgüt mensuplarının örgüt liderinin talimatları doğrultusunda örgüt ile iltisaklı eğitim kurumlarına ve dershanelerine çocuklarını gönderdikleri, örgütün hakimiyetinde olan sendikaları üye oldukları, örgütün kontrolünde olan gazete ve dergilere abone oldukları bu faaliyetlerin tamamen örgüt liderinin talimatı doğrultusunda olduğu, örgütün bu şekilde faaliyette bulunduğu Yargı kararları ile Milli Güvenlik Kurulu’nun Kararı ile tespit edilmiştir.
SANIĞIN EYLEMLERİ, DEĞERLENDİRME VE SONUÇ;
İddianamede sanık hakkında, Aydın Defterdarlığı KHK İşlemleri İl Bürosunun 1812.2017 tarihli yazısı ile 04.12.2015 tarihinde satışı yapılan Aydın ili Efeler ilçesi Zafer Mahallesi 135 ada 6 parsel nolu taşınmaz devir işlemi nediyle devir işleminin muvazaalı olduğu, mal varlığını azaltmaya ve mal kaçırmaya yönelik bir işlem olduğu kanaatine varılması, Bank Asya kayıtları, delil gösterilerek Fetö Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan dava açılmış ve iddia makamının esas hakkındaki mütalaasında yardım suçundan ceza talep edilmiş ise de; Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak suçunun oluşabilmesi için eylemlerin süreklilik, yoğunluk ve çeşitlilik arz etmesi ve örgütün hiyerarşik yapısına dahil olunması, örgüte yardım suçunun oluşması için ise hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım edilmesi gerekmektedir.
Somut olayda;
Sanığın biber ticareti, inşaat işleri ve mandıra işletmeciliği faaliyetinde bulunduğu, bu işleri sanık adına eşi X takip ettiği anlaşılmıştır.
Aydın Defterdarlığı KHK İşlemleri İl Bürosunun 18.12.2017 tarihli yazısı ile 04.12.2015 tarihinde satışı yapılan Aydın ili Efeler ilçesi Zafer Mahallesi 135 ada 6 parsel nolu taşınmaz devir işlemi nediyle devir işleminin muvazaalı olduğu, mal varlığını azaltmaya ve mal kaçırmaya yönelik bir işlem olduğu kanaatine varılarak suç duyurusu ihbarında bulunulmuş ise de, söz konusu taşınmaz ile ilgili yapılan araştırmadan ve celbedilen tapu kayıtlarından; üzerinde Tuğcu Erkek Öğrenci Yurdu olarak kullanılan bina bulunan taşınmaz örgüte ait Aksiyon Özel Eğitim Kurumları ve Yayıncılık İnşaat Taahhüt Tic. A.Ş. adına kayıtlı iken 04.12.2015 tarihinde tapuda sanık X devredildiği, taşınmazı devralan yeni malik X başvurusu üzerine Efeler Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğünün 26.04.2016 tarih ve 3977-5471 sayılı X adına düzenlenen yıkım izin yazısına istinaden bahse konu yerde yıkım yapıldığı ve şuanda arsa durumunda olduğu ve herhangi bir amaçla kullanılmadığının Efeler Belediye Başkanlığı Zabıta Müdürlüğünün 07.03.2019 tarh ve 53488028/02 ilgi sayılı yazısı ile Mahkememize bildirildiği, belediyenin yazısı ve ekindeki resimlerden taşınmaz üzerindeki daha önce örgüt tarafından kullanılan Öğrenci Yurdu Binasının devirden sonra yıkıldığı anlaşılmıştır. Sanık savunmasında, inşaat işleri faaliyetinde bulunduğunu, taşınmazı bu nedenle satın aldığını, bedelini ödediğini, alım işlemlerini eşi X takip ettiğini, binayı yıkıp apart daire yapıp satacaklarını, projesini yaptıklarını ancak o dönem eşinin gözaltına alınması nedeniyle işlemlerin yarım kaldığını savunmuş, tanık olarak dinlenen eşi X sanığın savunmasını doğrulamıştır. Tanık X Mahkememizin 2017/167 esas sayılı dosyasında sanık olduğu, etkin pişmanlık kapsamında ifade verdiği, etkin pişmanlık kapsamında 2017 yılındaki savunmasında da dava konusu taşınmaz devir işleminin gerçek bir satış olduğuna, muvazaa bulunmadığına dair beyanda bulunduğu anlaşılmıştır. Tapu kayıtları, sanığın savunması, tanık X beyanları, Efeler Belediyesinin 07.03.2019 tarihli yazı cevabı içeriği birlikte değerlendirildiğinde ve örgüt tarafından öğrenci yurdu olarak kullanılan binanın devirden hemen sonra sanık tarafından yıktırılması, devirden sonra örgüte herhangi bir şekilde taşınmazın kullandırılmaya devam edilmemesi nazara alındığında taşınmazın devrinin muvazaalı olmadığı kanaatine varılmış, muvazaaya dair her türlü şüpheden uzak kesin delil elde edilememiştir.
Sanığın Bank Asya kayıtlarına ilişkin alınan bilirkişi raporunda ve bank asya hesap hareketlerinde, sanığın 2011 tarihinde bank asya ile çalışmaya başladığı, üye işyeri olarak pos cihazı kullandığı, 15.01.2014 tarihinde 26.500 TL miktarlı katılım hesabı açtığı ve aynı tarihte aynı hesaptan 9.004 TL para çekimi, ertesi gün 10.000 TL, 17.01.2014 tarihinde 6.651,85 TL para çekimi yapılıp 31.01.2014 tarihinde de hesabın tamamen kapatıldığı görülmüştür. Hesap hareketlerinin incelenmesinden sanığın ticaretle uğraştığı, ticaretten kaynaklanan alacaklarının bank asyadaki cari hesabına ödendiği, nitekim 2011 yılından itibaren hesaba yüklü miktarda para giriş çıkışları olduğu, cari hesaba 13.01.2014 tarihinde 65.000 TL(X konut bedeli), 13.01.2014 tarihinde 27.000 TL (X) 14.01.2014 tarihinde 40.000 TL (X besicilik), 16.01.2014 tarihinde 10.000 TL(X Besicilik), 17.01.2014 tarihinde 50.000 TL(X), 17.01.2014 tarihinde 15.000 TL(X), 20.01.2014 tarihinde 25.000 TL (X ), 23.01.2014 tarihinde 20.000TL (X), 24.01.2014 tarihinde 40.000 TL(X), 29.01.2014 tarihinde 20.000 TL (X, 30.01.2014 tarihinde 30.000 TL (X) 31.01.2014 tarihinde 30.000 TL (X), 04.02.2014 tarihinde 25.000 TL (X) tarafından para yatırıldığı, devam eden aylarda da sanığın Bank Asyadaki cari hesabına yüzbinlerce lira para giriş çıkışı olduğu görülmüştür. Sanığın hesabında yüzbinlerce para giriş çıkışı olmasına ve sanığın çok yüksek miktarlarda katılım hesabı açabilecek ekonomik gücü bulunmasına rağmen sadece bir kez ve mevcut para hareketlerine göre cüzi bir miktarda katılım hesabı açılmış olması, bu miktarında aynı gün çekilmeye başlanması ve çok kısa bir sürede hesabın kapatılması, cari hesap işlemlerinin TMSF tarafından bankaya el konulduğu tarihten sonra 04.04.2016 tarihinde kadar devam ettirilmesi, sanığın söz konusu işlemleri eşi X takip ettiğini ve buna ilişkin vekaletinin bulunduğunu savunması, tanık X söz konusu banka işlemlerini kendisinin gerçekleştirdiğini beyan etmesi hususu birlikte değerlendirildiğinde, Bank Asyadaki mevcut işlemlerin rutin bankacılık faaliyeti olarak değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.
Yine sanığın Bank Asyada 2011 yılında açılan altın hesabına, örgüt elebaşısın talimatına denk gelen dönemde de ilave altın yatırıldığı tespit edilmiş ise de, hesabın 2011 yılında açılmış olması ve rutin şekilde her yıl bu hesaba ilave altın yatırılıp çekilmesi, TMSF tarafından bankaya el konulduğu 29 Mayıs 2015 tarihinden sonra dahi altın hesabı açılmış olması hususu nazara alınarak Bank Asyadaki altın işlemlerinin de rutin bankacılık faaliyeti olarak değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.
Sanığın, örgütle iltisaklı Aydın Sanayi ve İşadamları Derneğinde kaydı bulunduğu tespit edilmiş ise de, sanığın ticari faaliyette bulunduğu banka kayıtlarından da anlaşıldığından sanığın işi ile ilgili Derneğe üye olmasında olağandışılık görülmemiş, sanığın üyelik kaydı dışında söz konusu derneğin örgütsel nitelikteki faaliyetlerine katıldığına ilişkin delil elde edilememiştir.
Tüm bu veriler ve yukarıda yapılan ayrıntılı açıklamalar çerçevesinde; sanıkta örgütün gizli iletişim sistemi bylock programının tespit edilememesi, sanığın örgüt talimatıyla para yatırdığına dair delil elde edilememesi, Bank Asya’daki işlemlerin rutin bankacılık işlemleri kapsamında olması, sanığın örgüte eleman teminine veya yasadışı faaliyetlerine katıldığına, örgütün gayrimeşru amacını bildiği ve örgütle organik bir bağ kurarak örgüt hiyerarşisine dahil olduğuna dair cezalandırmaya yeter delil bulunmaması, sanığın silahlı terör örgütüne üye olduğuna veya yardım ettiğine dair her türlü şüpheden uzak cezalandırmaya yeter delil elde edilememesi ve şüpheden sanık yararlanır ilkesi dikkate alınarak sanığın CMK’nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine, tapu devrine konu Aydın İli Efeler İlçesi Zafer Mah. 135 Ada 6 Parsel sayılı taşınmazın müsadere talebinin reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle sanığın CMK 223/2-e maddesi uyarınca BERAATİNE,
2-Yargılama giderlerinin kamu üzerinde bırakılmasına,
3-Aydın İli Efeler İlçesi Zafer Mah. 135 Ada 6 Parsel sayılı taşınmazın müsadere talebinin reddine,
Dair, Sanığın yüzüne karşı, C.Savcısının huzurunda, yüze karşı verilen kararın tefhiminden itibaren 7 gün içinde mahkememize verilecek dilekçe veya tutanağa geçirilmek üzere zabıt kâtibine beyanda bulunmak veyahut da bir başka Ağır Ceza Mahkemesi aracılığıyla dilekçe gönderilmek suretiyle İzmir Bölge Adliye Mahkemesi ilgili ceza dairesince incelenmek üzere İstinaf yolu açık olmak üzere ve mütalâaya aykırı oybirliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.19/02/2020

Başkan 42167
e-imzalıdır
Üye 195802
e-imzalıdır
Üye 194652
e-imzalıdır
Katip 136874
e-imzalıdır

BANK ASYA+TANIK BEYANI BERAAT

T.C.
AYDIN
3. AĞIR CEZA MAHKEMESİ

BERAAT

DOSYA NO : 2018/XXXXEsas
KARAR NO : 2019/XXXX
C.SAVCILIĞI ESAS NO : 2018/XXXX

GEREKÇELİ KARAR
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

BAŞKAN :
ÜYE :
ÜYE :
C. SAVCISI :
KATİP :

DAVACI : K.H.
SANIK :
VEKİLİ : Av. Orçun AKBULUT, Merkez/ AYDIN
SUÇ : Silahlı Terör Örgütüne Yardım Etme
SUÇ TARİHİ : 20/02/2015
SUÇ YERİ : AYDIN/MERKEZ
KARAR TARİHİ : 11/11/2019

Aydın Cumhuriyet Başsavcılığının yukarıda numarası belirtilen iddianamesi ile mahkememize dava açılması üzerine mahkememizce yapılan açık yargılama sonunda aşağıdaki karar verildi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
İDDİA: Sanık hakkında Aydın Cumhuriyet Başsavcılığının 22/11/2018 tarih ve 2018/27124 Soruşturma sayılı iddianamesi ile Silahlı Terör Örgütüne Yardım Etme suçundan eylemine uyan TCK’nın 314/2, 220/7, 3713 Sayılı TMK.nun 5/1, TCK’nın 53 Md. gereğince cezalandırılması istemiyle mahkememize kamu davası açılmıştır.
İDDİA MAKAMI MÜTALÂASINDA: Yapılan yargılama neticesinde toplanan delillerden sanık hakkında her ne kadar fetö silahlı terör örgütüne yardım etmek suçundan kamu davası açılmış ise de yapılan yargılama sonucunda sanığın bank asyadaki işlemlerinin eşi tarafından gerçekleştirildiği, bu suretle cezalandırılmasına yeter her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı mahiyette delil elde edilememiş olması esas alınarak sanığın 5271 sayılı CMK’nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur dedi. mütalâa olunmuştur.
SANIK SAVUNMASINDA: “Ben üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum. Ben Fetö/PDY terör örgütü üyesi olmadığım gibi terör örgütüne yardım da etmedim. Örgüt liderinin talimatı nedir onu da bilmem, Fethullah Gülen’i de bilmem, cemaatini de bilmem. Benim bütün para işlerimle eşim ilgilenirdi. Maaş kartım eşimde dururdu. Eşim bankadan maaşımı çeker, borçlarımızı öder, para biriktirecekse biriktirirdi. Ben bankasya’ya yıllar önce hesap açtırırken faizsiz bankacılık olduğu için kendi dini inançlarım nedeniyle açtırmıştım. İmamhatip ve ilahiyat mezunuyum. Evlendikten sonra bütün maaş kartlarım, bankamatik kartlarım hepsi eşimde duruyordu. Kredi kartı da kullanmadım. XXXXXX da il tarım müdürlüğünde ziraat mühendisiydi. O da fetö/PDY iltisaklığından kurumdan ihraç edilmiştir. Benden telefon bilgisayar gibi herhangi bir dijital materyal alınmamıştır” şeklinde beyanda bulunmuştur.
TANIK BEYANINDA: “Kurumdan çağırıp bazı şahısları bana sormuşlardı. Bana XXXXX ile nasıl tanıştınız diye sorunca bende X hanım ve Xı ile nasıl tanıştığımızı sorduklarında onları tanımadığımı, X hanımın onları tanıdığını, sohbetlerine katıldığını, bazen beni de çağırdığını beyan etmiştim. Ben 2011-2013 yılları arasında tarihini tam hatırlamadığım bir dönemde sanık X ile birlikte çalıştım, o dönemde beni de sohbetlere bir kaç kez çağırmıştı, bunun dışında kendisi ile ilgili bir bilgim yoktur. Beni davet etmişti sohbete ancak ben gitmedim” şeklinde beyanda bulunmuştur.
TANIK X BEYANINDA: “Sanığın fetö terör örgütüne yardım edip etmediği hususunda bir bilgim yoktur. 2012 veya 2013 yılında 8 hafta ovaeymir Kuran kursunda kendisi ile beraber çalıştık. Ben orada fahri Kuran Kursu öğreticisiydim, sanık kadroluydu. Müftü Yardımcısı X ile X arasındaki tartışma sebebi ile beni çağırdı, ben kendisine sözlü ifade vermiştim. Ancak herhangi bir yazılı evrak imzalamadım. X, X şikayet etmişti diye hatırlıyorum. Tanıklık ücret talebim yoktur ” şeklinde beyanda bulunmuştur.
TANIK X BEYANINDA: “Ben 2011 yılında Efeler İlçe Müftülüğüne atandım, 2015 yılına kadar beraber çalıştık, sanık da 2011 yılında naklen gelmişti. Yanlış hatırlamıyorsam 2012 yılı içerisinde X ile sanık arasındaki geçimsizlikten dolayı anlaşmazlık yaşandı. İdari olarak soruşturma yaptık, birarada çalışmalarının uygun olmayacağını değerlendirip birini Fatih Kuran Kursuna birisini de yunus Emre Kuran Kursuna atamasını yaptık, herhangi bir disiplin cezası verip vermediğimizi hatırlamıyorum. Sanığın fetö ile ilgili teması olup olmamasıyla ilgili herhangi bir bilgim yoktur Tanıklık ücret talebim yoktur ” şeklinde beyanda bulunmuştur.
DELİLLER:
1-Sanık savunması,
2-Sanığın nüfus ve adli sicil kaydı,
3-Bank Asya raporu,
4-KOM’ dan gelen yazı cevapları
5-Tanık beyanları
GEREKÇE:
FETÖ/PDY Terör Örgütünün 15/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyet Devleti’nin Anayasal Düzenini Karşı silahlı darbe teşebbüsünde bulunduğu, Anayasa Mahkemesi’nin 30/06/2017 tarih ve 30110 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 20/06/2017 tarih 2016/22169 Başvuru numaralı Kararında ayrıntıları açıklandığı üzere ” Yurtta Sulh Konseyi” ni oluşturan kişilerin FETÖ/PDY ( Fethullahçı Terör Örgütü ve Paralel Devlet Yapılanması ) üyesi oldukları, Uluslararası Güç Odaklarının da desteği ile esas itibari ile Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış örgüt mensuplarınca bu darbe teşebbüsünün gerçekleştirildiği; Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 2017/1383 Esas, 2017/4553 Karar sayılı ilamı, 16. Ceza Dairesi’nin 2017/1443 Esas, 2017/4758 Karar sayılı ilamı ve Milli Güvenlik Kurulu’nun 26/02/2014 tarih ve en son 26/05/2016 tarihli kararı, bu karar içeriklerine göre adı geçen örgütün silahlı bir terör örgütü olduğu, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin huzurunu, Ulusal Güvenliğini tehdit eden yapılanma ve faaliyet içinde bulunduğu eğitim ve din alanındaki faaliyetleri ile toplumda meşrutiyet kazanmaya çalıştığı, kadrolarını oluşturduğu, Devletin bütün kurum ve kuruluşlarına sızdığı, örgütün üstte kainat imamı olan fethullah gülen’in elebaşlığında, kıta, ülke, eyalet, il, ilçe, semt, mahalle ve ev imamlarından oluşan dikey bir hiyerarşik yapısının bulunduğu, örgütlenmesinin imamlara bağlı zincirler şeklinde oluştuğu, yöneticisi ve üst kadrosu dışındaki diğer örgüt üyeliğinin bağımsız hücreler şeklinde örgütlendiği, hücrede yer alan bir örgüt mensubunun en fazla bir üst sorumlusunu veya altında bulunan örgüt mensubunu tanıdığı, Bylock adı verilen özel bir haberleşme programının kullanıldığı, örgütün para toplama ve mali kaynak oluşturmak amacıyla yasal görünümlü Bankasya isimli bankayı kurduğu, adı geçen bankanın 17/25 Aralık 2013 sonrası Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından denetim ve takibe alındığı, bankanın mali yönden bu denetimden kurtulması için örgüt lideri tarafından 25/12/2013 tarihinden sonra örgüt üyelerine bankanın desteklenmesi talimatı verildiği, örgüt üyelerinin yasal görünümlü bu bankanın örgüt liderinin talimatı doğrultusunda desteklenmesi cihetine gidildiği; örgüt mensuplarının örgüt liderinin talimatları doğrultusunda örgüt ile iltisaklı eğitim kurumlarına ve dershanelerine çocuklarını gönderdikleri, örgütün hakimiyetinde olan sendikaları üye oldukları, örgütün kontrolünde olan gazete ve dergilere abone oldukları bu faaliyetlerin tamamen örgüt liderinin talimatı doğrultusunda olduğu, örgütün bu şekilde faaliyette bulunduğu Yargı kararları ile Milli Güvenlik Kurulu’nun Kararı ile tespit edilmiştir.
SANIĞIN EYLEMLERİ, DEĞERLENDİRME VE SONUÇ;
İddianamede sanık hakkında, Bank Asya kayıtları, delil gösterilerek Fetö Silahlı Terör Örgütüne Yardım Etme suçundan dava açılmış, iddia makamının esas hakkındaki mütalaasında sanığın beraati istenmiştir.
Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak suçunun oluşabilmesi için eylemlerin süreklilik, yoğunluk ve çeşitlilik arz etmesi ve örgütün hiyerarşik yapısına dahil olunması, örgüte yardım suçunun oluşması için ise hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım edilmesi gerekmektedir.
Somut olayda;
Sanığın, örgütün finans kurumu Bank Asya ile çalışmasına 17-25 Aralık 2013 sürecinden yani örgüt elebaşısının “bank asyayı destekleyin” talimatından çok önce başladığı, talimattan önce de sanığın bank asyada katılım hesapları açtığı, her ne kadar sanığın bank asya hesabında 11.09.2014 tarihinde 1.200 TL, 15.09.2014 tarihinde 1.500 TL, 18.09.2014 tarihinde 2.000 TL , 20.02.2015 tarihinde 20.000 TL katılım hesapları açıldığı görülmüş ise de sanık savunmasında para işleri ile eşinin ilgilendiğini, bank asyadaki işlemleri kendisinin değil eşi X yaptığını beyan ettiği, tanık sıfatıyla dinlenen eşi X, söz konusu katılım hesaplarını kendisinin açtığını beyan ettiği, bankaya kayyum atandıktan sonra açılan 20.02.2015 tarihli 20.000 TL miktarlı katılım hesabının bankanın yönetiminin TMSF’ye geçtiği 29 Mayıs 2015 tarihinden sonra 21.08.2015 tarihinde kapatıldığı, mevcut delillerin sanığın örgütün talimatı ile bank asyayı desteklemek amacıyla para yatırdığını ispatlamaya yeterli olmadığı anlaşılmıştır.
Öğretmen olan örgüt mensuplarının genellikle örgütün amacı doğrultusunda kurulmuş Aktif Eğitimciler Sendikasına üye olduğu bilinen bir gerçek olup sanığın söz konusu sendikaya üyelik kaydı bulunmadığı da anlaşılmıştır.
Sanığın bylock kaydı bulunmadığı dosya içerisindeki 16.02.2017 tarihli Bylock Sorgu Tutanağından anlaşılmıştır.
Tanık beyanının 17-25 Aralık 2013 sürecinden öncesine ilişkin olduğu, cezalandırmaya yeterli olmadığı, tanık X ile sanık arasında geçmişte sorun yaşandığı savunma tanıklarının beyanları ile anlaşılmıştır.
Yukarıda açıklanan hususlar, sanıkta örgütün gizli iletişim sistemi bylock programının tespit edilememesi, örgütün finans kurumu Bank Asyadaki işlemlerinin eşi tarafından yapıldığının savunulması, tanık beyanının bu savunmayı doğrulaması, ötedenberi sanığın katılım hesabı şeklinde işlemler yapması, örgütün çağrısı ile bank asyada işlem yaptığına dair delil bulunmaması, sanığın örgüte eleman teminine veya yasadışı faaliyetlerine katıldığına, örgütün gayrimeşru amacını bildiği ve örgütle organik bir bağ kurarak örgüt hiyerarşisine dahil olduğuna dair cezalandırmaya yeter delil bulunmaması, sanığın savunması birlikte değerlendirildiğinde, sanığın üzerine atılı Silahlı Terör Örgütüne Yardım Etme suçunu işlediğine ve hiyerarşik yapıya dahil olduğuna yönelik her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden, şüpheden sanık yararlanır ilkesi de nazara alınarak CMK’nun 223/2-e maddesi uyarınca sanığın beraatine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle sanığın CMK 223/2-e maddesi uyarınca BERAATİNE,
2-Yargılama giderlerinin kamu üzerinde bırakılmasına,
3-Sanık kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihindeki AAÜT’ye göre 5.450 TL vekalet ücretinin hazineden alınarak sanığa verilmesine,
Dair, Sanık ve müdafiinin yüzüne karşı, C.Savcısının huzurunda, yüze karşı verilen kararın tefhiminden itibaren 7 gün içinde mahkememize verilecek dilekçe veya tutanağa geçirilmek üzere zabıt kâtibine beyanda bulunmak veyahut da bir başka Ağır Ceza Mahkemesi aracılığıyla dilekçe gönderilmek suretiyle İzmir Bölge Adliye Mahkemesi ilgili ceza dairesince incelenmek üzere İstinaf yolu açık olmak üzere ve mütalâaya uygun oybirliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.11/11/2019

Başkan 42167
e-imzalı
Üye 195802
e-imzalı
Üye 189850
e-imzalı
Katip 136874
e-imzalı

Whatsapp ile ulaşın bize
Whatsapp'a gönder
<p>Bu Sayfadaki İçeriği KOPYALAYAMAZSNIZ !!!</p>